18 Ağustos 2026 - Salı

BİR ÜLKENİN YASINI TUTMAK: TÜRKİYE'NİN SESSİZ ACILARI

...

Yazar - HATİCE GÜLCAN YÜKSEL
Okuma Süresi: 4 dk.
HATİCE GÜLCAN YÜKSEL

HATİCE GÜLCAN YÜKSEL

hgyuksel1974@gmail.com -
Google News

Toplumlar da insanlar gibidir; doğarlar, büyürler, sevinirler, acı çekerler ve bazen de yas tutarlar. Ancak bireylerden farklı olarak toplumların yas süreci daha karmaşık ve daha uzun solukludur. Çünkü toplumsal acılar yalnızca bir nesli değil, kuşaklar boyunca aktarılan ortak hafızayı etkiler. Bu nedenle bir ülkenin yasını tutmak, yalnızca geçmişte yaşanan kayıpları hatırlamak değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı koruyarak geleceği inşa etmektir.

Fransız sosyolog Émile Durkheim'ın ifade ettiği gibi toplumlar ortak değerler ve ortak duygular etrafında bir arada kalırlar. Bu ortaklık zayıfladığında ortaya "kuralsızlık" hali çıkar. Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı ekonomik krizler, depremler, afetler ve toplumsal kutuplaşmalar, birçok insanın geleceğe dair umutlarını ve aidiyet duygularını sarsmıştır. İşte bu noktada toplumsal yas yalnızca bir kaybın ardından duyulan üzüntü değil, aynı zamanda bozulan toplumsal bağların yeniden kurulma çabasıdır.

Türkiye'nin kolektif hafızasında derin izler bırakan olaylar bulunmaktadır. 1999 Marmara Depremi, 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri, maden faciaları, terör saldırıları ve darbeler yalnızca yaşandıkları dönemi değil, sonraki kuşakları da etkileyen toplumsal travmalar yaratmıştır. Sosyolojide "toplumsal travma" olarak adlandırılan bu durum, bir grubun veya toplumun ortak kimliğini sarsan büyük kırılmaları ifade eder. Travmanın etkisi yalnızca olayın yaşandığı günlerde değil, yıllar boyunca insanların davranışlarında, kurumlara duyduğu güvende ve geleceğe bakışında da görülür.

Ancak Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri bazen yaşadığı acıları çok hızlı unutmaya çalışmasıdır. Oysa Alman sosyolog Jan Assmann'ın "kültürel bellek" kavramıyla anlattığı gibi toplumlar geçmişlerini hatırladıkları ölçüde kimliklerini koruyabilirler. Hatırlamayan toplumlar aynı hataları tekrar etmeye daha yatkın hale gelirler. Bu nedenle depremi, darbeleri, ekonomik krizleri veya toplumsal kırılmaları hatırlamak geçmişte yaşamak değil; geleceği korumaktır.

Modern toplumlarda bir diğer önemli sorun ise yabancılaşmadır. İnsanlar ortak acılar karşısında bile zaman zaman birbirlerine karşı duyarsızlaşabilmektedir. Sosyal medya çağında acılar birkaç gün konuşulup ardından gündemden düşebilmekte, toplumsal hafıza hızla tüketilmektedir. Bu durum bireylerin yaşanan felaketleri kendi hayatlarından uzak olaylar gibi görmesine neden olmaktadır. Oysa güçlü toplumlar ortak acılar etrafında dayanışma üretebilen toplumlardır.

Bir ülkenin yasını tutmak, yalnızca kayıpların ardından gözyaşı dökmek değildir. Yas; hatırlamaktır, sorgulamaktır, ders çıkarmaktır ve yeniden ayağa kalkmaktır. Toplumsal travmaları inkâr etmek yerine onları anlamaya çalışmak, kutuplaşmayı artırmak yerine ortak acılarda buluşmak, sağlıklı bir toplumsal geleceğin temel şartlarından biridir.

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey belki de tam olarak budur: Acıları yarıştırmayan, kayıpları siyasetin malzemesi yapmayan, ortak hafızayı koruyan bir toplumsal bilinç. Çünkü yasını tutabilen toplumlar iyileşebilir. Yasını bastıran toplumlar ise aynı yaraları tekrar tekrar yaşamaya mahkûm olabilir.

Bir ülkenin yasını tutmak, geçmişe saplanıp kalmak değil; geçmişin yükünü anlayarak daha adil, daha dayanışmacı ve daha güçlü bir gelecek kurabilmektir. Çünkü ancak acılarıyla yüzleşebilen toplumlar gerçekten olgunlaşabilir.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları