Bireyselleşme ve Yalnızlık
...

Fehmi Gildiroğlu
- 05054460758
Değerli dostlar, son günlerde okullarımızda meydana gelen müessif olaylar ulusça hepimizi üzmüştür.
Şüphesiz bu olayların hepimizin ders çıkarması gereken önemli sonuçları vardır.
Gelişmiş batı ülkelerinde örneği sıkca görülen benzeri olayların bizim gençliğimize sıçraması tesadüf değildir.
Teknolojik gelişmelerin hızla değiştiği bu dönem; sosyal ağların, yaş sınırı olmadan kullanılan dijital mecralar ve cihazların bizim ulaşmakta güçlük çektiğimiz evlatlarımıza ulaşmakta maalesef engel tanımamaktadır.
Tabiri caizse geleceğimiz olan evlatlarımız, gizli bir güç tarafından sanki kıskaca alınmaktadır.
Bunun bir sonucu olarak ortaya çıkan iki kavram gençliğimizin geldiği neticeyi bize özetlemektedir.
"Bireyselleşme ve yalnızlık"
Bireyselleşme, bireyin kendi kimliğini inşa edip özgürleşme pozisyonuna geçişi hızlandırıyor gibi gözüksede; gerçekte bireyin aile ve toplumsal bağlarını zayıflatarak kronik yalnızlaşmaya ittiği bir varsayım olmaktan çıkmış, kendi değerlerine yabancılaşma dönemine geçmiştir.
Özgürlük arayışı yerini derin duygusal yalnızlığa ve sosyal izolasyona bırakmış, depresif ve fiziksel rahatsızlıklar yerini kalabalık yalnızlığına bırakmıştır.
Bireyselleşme ve yalnızlaşma kavramları bireyde özgüven patlamasına yol açıyor, toplumsal statülerden uzaklaştırıyor, kendi benliğini inşa etme sürecini hızlandırıyor.
Sonuçta bireyselleşme; Özgür olma süreci gibi başlasada, ölçü kaçtığında toplumsal bağları zayıflatan, bireyi kendi iç dünyasına hapseden, toplumsal aidiyeti ortadan kaldıran ve tedavisi nerdeyse imkansız hale gelen "Yalnızlık Sendromu" gibi bir kavramı hayatımıza sokan bir sürecin başlangıcı olmuştur.
Etrafındaki kalabalık onun için birşey ifade etmez. Sadece dijital dünyadaki varlıklar onun ilgi alanıdır. Artık aile içinde bile o alana müdahil olabilecek çok az kişi kalmıştır.
Bu dönem; bireyin zamanla çevrimiçi toplulukları ve sosyal medyadaki sanal insanları kendi ilgi alanı olarak gördüğü, ait olduğu toplum ve ailenin dışındaymış gibi davrandığı dönemlerdir.
Kendi iç çatışmalarının yarattığı bu rahatsızlıklar; zamanla yalnızlık, sonra depresyon, kalp hastalığı, özgüven kaybı, beslenme ve uyku bozukluğu sorunlarıyla ilişkilendirilir sonra da dış dünyayla kopuşlar başlar.
Bunlara karşı önlemler çocuk yaşta ve aile içinde başlamalıdır.
Aileler; sporatif ve sosyal işler ile ilgili kurumların düzenlemiş olduğu her yaş grubu için ayrı ayrı hazırlanan programlara çocuklarıyla birlikte katılmaları, arkadaşlarını ve ailelerini tanımaları onlarla iletişimde olmaları önerilir.
Okul dışındaki zamanların ödev yerine fiziksel ve zihinsel etkinlikler ile doldurulmalı, grup çalışmaları teşvik edilmeli, küçük yaşlardan itibaren alınacak oyuncaklara da dikkat edilmelidir.
Bilinçsizce alınan her oyuncağın çocukları ve gençleri ait oldukları toplumdan uzaklaştırıp dış dünyadaki jenerasyonun zararlı etki alanına sürükleyebileceği unutulmamalıdır.
Selam ve sevgiler
Bu gün üzüntülüyüz. Hep birlikte bu acıları atlatıp birdaha yaşanmaması için gerekli önlemleri almamız gerekiyor.
Evladını kaybeden ailelerimize başsağlığı ve sabır diliyorum.