19 Şubat 2026 - Perşembe

TÜKETİM KÜLTÜRÜNÜN İNSAN İLİŞKİLERİ, DUYGUSAL BAĞLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

...

Yazar - HATİCE GÜLCAN YÜKSEL
Okuma Süresi: 4 dk.
HATİCE GÜLCAN YÜKSEL

HATİCE GÜLCAN YÜKSEL

hgyuksel1974@gmail.com -
Google News

Günümüzde insanların birbirine tahammülünün azaldığı sıkça dile getirilen bir şikâyet hâline geldi. En küçük bir anlaşmazlıkta kopan dostluklar, birkaç mesaj eksikliğiyle dağılan ilişkiler, yanlış anlaşılmalarla biten bağlar… Çoğu zaman bu durumu “insanların karakteri bozuldu” diyerek açıklama eğilimindeyiz. Oysa mesele yalnızca bireysel değil; içinde yaşadığımız çağın ruhu, hızın kutsanması ve tüketim alışkanlıklarının zihnimizi şekillendirmesiyle yakından ilgili yapısal bir dönüşümün sonucu.

Bugün ilişkiler çoğu zaman bağ kurmak, birlikte büyümek ya da derinleşmek için değil; iyi hissetme ihtiyacını hızlıca karşılamak için kuruluyor. Modern hayat bize sürekli “yenisini bulabilirsin” mesajı veriyor. Bu mesaj yalnızca alışveriş vitrinlerinde değil, sosyal medyada, arkadaşlık uygulamalarında ve gündelik konuşmaların içinde de dolaşıyor. Seçeneklerin bu kadar çoğaldığı bir dünyada bağlılık, sabır ve emek kavramları giderek ağır ve yorucu görülmeye başlıyor. İnsan, bir ürünü değiştirir gibi ilişki değiştirebileceğini düşünmeye alışıyor.

Tüketim kültürü yalnızca nesneleri değil, ilişki biçimlerimizi de dönüştürdü. Artık insanlar da bir deneyim gibi yaşanıyor: Heyecan verdiği sürece var, zorlaştığı anda gözden çıkarılabilir. Oysa gerçek bağlar, heyecanın bittiği yerde başlar. Günlük hayatın sıradanlığı, fikir ayrılıkları, kırgınlıklar ve suskunluklar ilişkinin gerçek zeminidir. Fakat biz çoğu zaman bu zeminde durmak yerine yüzeyde kalmayı tercih ediyoruz. Çünkü yüzey hızlıdır, derinlik ise zaman ister.

Bu yüzden sabır azaldı. Çünkü sabır, tamir etmeyi gerektirir. Tamir ise yüzleşme ister; hatayı kabul etmeyi, dinlemeyi, anlamayı ve bazen değişmeyi gerektirir. Oysa hız çağında yaşıyoruz. Her şeyin “anında” olmasına alışmış zihinler, duyguların da aynı hızla çözülmesini bekliyor. Bir ilişki yorucuysa onarmak yerine yenisini bulmak daha kolay geliyor. Ancak her yeni başlangıç, çözülmemiş eski alışkanlıkları da beraberinde getiriyor. Kaçılan her yüzleşme, başka bir ilişkide farklı bir kılıkla yeniden karşımıza çıkıyor.

Tüketim kültürünün görünmeyen etkilerinden biri de insanı “kullanılabilir” bir varlık hâline getirmesi. Sosyal ilişkilerde fayda, hız ve pratiklik ölçütleri öne çıktıkça, insanın derinliği geri plana itiliyor. Oysa insan; zamana yayılan sohbetlerde, ortak hatıralarda, birlikte susabilme konforunda anlam kazanır. Geçici temaslar kısa süreli bir rahatlama sağlasa da uzun vadede derin bir yalnızlık üretir. Çünkü insanın doğasında bağ kurmak, ait olmak ve iz bırakmak vardır.

Peki çözüm ne olabilir? Belki de ilk adım, ilişkileri bir “ihtiyaç giderme alanı” olmaktan çıkarıp bir “anlam kurma alanı” olarak yeniden görmek. Bir insanı hayatımıza alırken ondan ne alacağımızı değil, onunla ne inşa edeceğimizi düşünmek. Zor anlarda kaçmak yerine konuşmayı, kusur gördüğümüzde silmek yerine anlamayı, hız yerine derinliği tercih etmeyi öğrenmek… Çünkü bağ kurmak konforlu değildir; emek ister, sabır ister, bazen susmayı bazen de cesaretle konuşmayı gerektirir.

 

Kolay bulunan insanlar kolay tüketilir ve kolay kaybedilir. Değer verilen bağlar ise korunur; çünkü onlara zaman harcanmıştır, emek verilmiştir, hatalarla yüzleşilmiştir. Derinlik zaman ister. Zaman ise ancak yavaşlamayı göze alanlara kendini açar. Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey yeni insanlar değil; mevcut bağlara biraz daha dikkat, biraz daha anlayış ve biraz daha emek vermektir. Çünkü insan, ancak bir başkasında iz bıraktığında ve bir başkasının izini taşıdığında gerçekten çoğalır.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.