12 Haziran 2026 - Cuma

AYNI SOFRADA OTURUP BİRBİRİNE YABANCILAŞANLAR

...

Yazar - HATİCE GÜLCAN YÜKSEL
Okuma Süresi: 4 dk.
HATİCE GÜLCAN YÜKSEL

HATİCE GÜLCAN YÜKSEL

hgyuksel1974@gmail.com -
Google News

 ( SUNİ KUTUPLAŞMA VE YABANCILAŞTIRMA)

Bir toplum bazen savaşla bölünür, bazen yoksullukla… Ama en tehlikeli bölünme, insanların fark etmeden birbirine yabancılaştırılmasıdır. Çünkü bu bölünmede ne tank sesi vardır ne de sınır çizgisi. Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirine şüpheyle bakmaya başlar. Aynı mahallede büyüyen çocuklar farklı “kampların insanı” olur. Ve toplum, görünmez duvarlarla parçalanır.

Bugün Türkiye’nin yaşadığı temel sosyolojik sorunlardan biri tam da budur: suni kutuplaşma.

Suni kutuplaşma, doğal fikir ayrılıklarının ötesinde; bilinçli biçimde büyütülen, sürekli beslenen ve insanların kimliklerini birbirine karşı konumlandıran bir toplumsal iklimdir. İnsan artık sadece bir birey değildir. Bir takımın, bir siyasi görüşün, bir yaşam tarzının temsilcisine dönüşür. Kimin ne söylediğinden çok “hangi taraftan söylediği” önem kazanır.

Oysa sosyolojinin temel gerçeklerinden biri şudur: Toplumlar farklılıklarla değil, farklılıkların düşmanlaştırılmasıyla çözülür.

Türkiye’de yıllardır insanlar; siyasi görüşler, futbol kulüpleri, yaşam tarzları, ekonomik sınıflar hatta tüketim alışkanlıkları üzerinden birbirine karşı konumlandırılıyor. Bir kahve markası bile bazen ideolojik sembole dönüşebiliyor. Bir sanatçı dinlemek, bir diziyi izlemek, bir renk tercih etmek bile insanları “bizden” ya da “onlardan” diye ayırmaya yetiyor.

Bu durumun en ağır sonucu ise yabancılaşmadır.

İnsan önce topluma yabancılaşır. Sonra komşusuna. Ardından kendisine…

Çünkü sürekli savunmada yaşayan birey zamanla doğal kişiliğini kaybeder. Kendi düşüncesini değil, ait olduğu grubun düşüncesini tekrar etmeye başlar. Kalabalıkların içinde yalnızlaşır. Sosyal medya çağında binlerce takipçisi olan ama gerçek hayatta konuşacak kimse bulamayan insanların artması tesadüf değildir.

Bugün Türkiye’de insanlar artık birbirini dinlemiyor; birbirine cevap yetiştiriyor.

Bir tartışmada hakikati aramak yerine karşı tarafı yenmeye çalışıyoruz. Çünkü kutuplaşma, düşünmeyi değil taraf olmayı ödüllendiriyor. Algoritmalar öfkeyi büyütüyor, medya çatışmayı besliyor, siyaset gerilimi diri tutuyor. Sessiz ve makul olan görünmez hale gelirken, en sert konuşan en çok dikkat çekiyor.

Toplum yavaş yavaş ortak hafızasını kaybediyor.

Eskiden aynı sofrada farklı görüşler oturabiliyordu. Şimdi aynı aile içinde bile insanlar fikirlerini saklıyor. Çünkü insanlar artık anlaşılmaktan çok etiketlenmekten korkuyor.

Sosyolojik açıdan bakıldığında bu durum yalnızca siyasi bir mesele değildir; aynı zamanda ekonomik ve kültürel bir kontrol mekanizmasıdır. Birbirine öfkeli toplumlar, ortak sorunlara odaklanamaz. Geçim sıkıntısını, adalet arayışını, eğitim problemlerini konuşmak yerine birbirini suçlar. Böylece gerçek meseleler görünmez olur.

Yabancılaşmanın en tehlikeli yanı ise insanın empati yeteneğini köreltmesidir.

Karşı tarafın acısını hissedemeyen toplumlar zamanla vicdani reflekslerini kaybeder. İnsanlar sadece kendi grubunun mağduriyetine üzülmeye başlar. Oysa adalet, yalnızca bize benzeyenler için istendiğinde adalet olmaktan çıkar.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey; herkesin aynı düşünmesi değil, birbirini insan olarak yeniden görebilmesidir.

Çünkü bir toplumun çöküşü fikir ayrılıklarıyla değil, ortak insanlık duygusunun kaybıyla başlar.

Ve belki de en büyük soru şudur:

Aynı ülkede yaşayan insanlar ne zaman yeniden birbirinin sesini duymaya başlayacak?

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları