12 Ocak 2026 - Pazartesi

ZİHNİMİZİ BİRAZ DİNLENDİRELİM

...

Yazar - Mehmet Gökselli
Okuma Süresi: 5 dk.
Mehmet Gökselli

Mehmet Gökselli

- GSM: 0 538 964 20 51
Google News

                 
Geçmiş  yıllarımızı hatırlıyorum da o dönemler de neredeyse durağan bir dünyada yaşıyorduk. Dünya dönmesine dönüyordu da yaşam bizler için durağandı. Şimdi ise her şey  elimizin altında. Her şey derken, teknolojinin 21. yüzyılda  son derece hızla gelişmiş olduğu dönemdeyiz. İnternetten çoğu işlerimizi bir tıkla takip edebiliyor ve yönetebiliyoruz. Söz konusu büyüklerimizi düşünüyorum da dünyayı babalarının kendilerine bıraktığının tamamıyla aynısı olarak terk ettiler. Onlar için hiç bir şey değişmemişti. Çok fazla öğrenmek diye bir mesele yoktu. Birazcık öğrenme yeterliydi. Hayatında ihtiyaç duyabileceğin her şeyi öğrenmek için beş ila yedi yıl yeterli oluyordu. Yedi yılda öğrenilenler yetmiş yıllık hayat için iş görüyordu. Altı yüz yıl önceki altı haftaya denk gelen algısal uyarı miktarının bugün bir günde alınan algı miktarına denk olduğu bir gerçektir. Altı haftalık algıyı yahut bilgiyi bir günde alabilmek ona adapte olabilmek zihne; geçmişe göre kırk katına yakın bir baskı oluşturmak demek... Bu yüzdendir ki eski zamanlardaki zihinlerinde bulunan bu geniş boşluklar o dönem insanın aklının başında kalması için yeterli bir etkendi. O insanlar bu sebepten doğal olarak sessizdi, mutluydu en önemlisi akılları başlarındaydı. Hayat o kadar sessizce akıyor, o kadar yavaşça akıyordu ki, neredeyse en aptal insanların bile hayatla uyum sağlama kapasitesi vardı.
Günümüzde değişim o kadar muazzam bir şekilde hızlıdır ki neredeyse en zeki insanlar bile ona uyum sağlamaya kendini yeterli hissetmiyor. Her gün yeniden öğrenmen gerekiyor; yeniden ve yeniden öğrenmen ve öğrenmen gerekiyor.
Bu bilgilenme baskısı ve eski öğrenmeme alışkanlığı insanları çıldırtıyor. Modern zihin gerçekten aşırı yükleniyor, Zihinlerde artık boşluk kalmıyor.
Artık öğrenciler öğretmenlere yeterince güvenmiyor, küçük çocuklar anne babalarının söyledikleri şeyin modasının geçmiş olduğunu fark ediyorlar. Anne ve babalar çocuklarının gelişmesine yardımcı olmak için kendilerini sürekli öğrenmek zorunda hissediyorlar. Şirketler, çalışanlardan sürekli kendisini yenilemesini, seyyar olmasını, risk almasını, rekabet becerisini geliştirerek yırtıcı bir karakter edinmesini istiyor. Peki, bunun sonucundan ne çıkıyor? Çalışanlar için yaşam boyu iş güvencesinin yok olması; sürekli iş ve şehir değiştirerek yön duygusunu yitirmek; bir işten diğerine, dünden yarına sürüklenen yaşam parçacıklarından beslenen, rekabetin körüklediği “güvensizlik” ve “kayıtsızlık” duygusu... ve karakter aşınması...
Dolayısıyla bilgi akışını durdurmanın imkânı yok. Öyleyse, bu baskıyı üzerinden nasıl atacaksın, nasıl rahatlayacaksın?
Daha önceden bilinçsiz olarak yaptığın rahatlama anlarını, bahçede sessizce oturduğun anları, çocuklarınla oynadığın, havuzda yüzdüğün anları, çimleri biçtiğin anları hatırla! Şimdi bunları bilinçli bir zihinle yap!
Zihni rahatlatmak için, geniş boşluklar oluşturmak ve kendi varlığına girmen için bir saatliğine de olsa dünyadan kaybol. TV izleme, internete girme, radyo dinleme, gazete okuma, kendini iyi hissetmek için film izlemeye gitme. Bunlar bizim rahatlamamıza izin vermez. Bizlere sürekli bilgi fırlatır bunlar. Bilgi yüklemez. Müzik dinle, saf müziği. O bize mesaj vermez, sadece haz verir. Bahçede çalış, çocuklarla, kedilerle, köpeklerle oyna. Bunlar bize iyi gelecektir. Yahut hiç bir şey yapmadan sadece otur. Tedavi budur.  Yoksa gerçekten toplum olarak çıldırabiliriz…
 
Bazı zamanlar sessiz bir odaya ya da bir kenara çekilerek hayatta gerçekten bizim çizdiğimiz strateji doğru yönde mi diye düşünmek akıllıca bir davranış olacaktır.
Hoşça ve sağlıcakla kalın…

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.